[Kürtçe Klipler] | Kürt Magazin

[Kürtçe Klipler]

[Kürtçe Klip & Kürtçe Radyo]

Pirozbe

Delil Dilanar Biyografi

Serhat yöresi, özelikle dengbêjlik açısında Kürtler için önemli bir merkezdir. Degnbêjlerin en ünlüleri nerdeyse bu coğrafyada ortaya çıkmış ve Kürtler içinde namları yayılmıştır. Bunların en bilineni ise Evdalê Zeynikê’dir. Yirminci yüzyılın başılarına kadar yaşadığı bilinen Evdalê Zeynikê, bu bölgenin ozanıdır.

İşte sonradan bu dengbêjliğin geleneğini sürdürecek olan Husênê Muşî, adından da anlaşılacağı üzere Muş’un güneydoğusuna düşen Orginos köyünde, Hüsniye ve Şakirê Nimet’in çocuğu olarak 1936 yılında dünyaya gözlerini açar.
Köylü ve çiftçilikle geçimini sağlayan aile ise, aslen Sasonlu olup sonradan bölgeye yerleşmiştir.
Sonradan Evdalê Zeynikê ekolunun bir şagirti olan Husênê Mûşî, aynı zamanda sesi güzel olan ve zaman zaman dengbêjlik sanatını da icra eden bir babanın çocuğudur. Çeşitli isimlerle de anılan Husênê Mûşî (Husêno ve Husênê Orginosî gibi) çocukluk denebilecek çağlarda babasının da etkisiyle dengbêjlik yaşamına adım atar.
Kırk yılı aşkın bir süre büyük bir istekle bütün cemaat ve düğün derneklerde o güzel ve güçlü sesiyle boy gösterir, halkın beğeni ve sevgisini kazanır. Düğün ve derneklerin aranılan dengbêji olur. O bir tarafta, diğerleri bir taraftan karşılıklı kılam ve stranlarını söylerler.
Denbêjlik Kürtler için çok önemli bir kurumdur. Bu kurumda sadece ses sanatçıları yetişmez, aynı zamanda toplumsal olayları bir tarihçi edasıyla ele alan ve destanlaştıran ozanlar yetişir. Onlar Kürtlerin Homeros’larıdırlar. Birer canlı tarihtirler. Kürt dilinin koruyanı, geliştiricisi ve aynı zamanda sözlü tarihin de taşıyıcılarıdırlar. Bundan ötürü her birinin kaybı özelikle bu çağda Kürtlerin de birer büyük kaybıdır. Çünkü bu gelenek gittikçe zayıflamakta ve bu kültür taşıyıcıların yitip gitmesi de sadece bir fiziki kayıp değildir. Aynı zamanda hazine değerinde olan geçmişimize ait sözlü edebiyatın da kaybolmasıdır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla birlikte, Kürtler açısında yeni bir süreç başlıyordu. Red ve inkar politikası bir yandan, asimilasyon siyaseti de diğer yandan Kürtlerin bu kurumunun güçten düşmesine neden oluyordu. Bu kurumun kendini ifade edebileceği ortamlar birer birer ortadan kaldırılıyordu. Her şeyden önce Kürtçe konuşmak yasaktı ve bu büyük bir engeldi.
Bu yıllarda rejimin yetkilileri halkın dengbejlerine faşist talepler dayatıyorlardı. Sanatlarını Türkçe icra etmelerini istiyorlardı.Kürtler’e ait ne varsa Türkçe’ye çevirmelerini dayatıyorlardı.
1956 yılında Erzurum Radyosu’nun yetkilileri Dengbêj Husêno’dan da bu talepte bulundular. Ondan kılam ve stranlarını Türkçe olarak radyoda okumasını ve radyo arşivine katmasını istediler. Ancak Dengbej Husêno bu dayatmalara karşı durdu ve bu istekleri red etti. Çünkü o biliyordu ki her halk kendi dili, kültürü ve folkloruyla tanınabilir ve ancak hayat bulabilirdi.
O yıllarda bu siyasete göre hareket edenler devlet tarafından büyük bir itibar görüyorlardı. Ama Kürtler bu şekilde o kimselere bakmıyordu. Bu isteklere karşı duran ve kendi kimliğinde ısrar edenleri ise Kürt halkı bağrına basıyordu.
Dengbêj Husêno hem sanatını icra ediyor, hem de çiftçilikle hayatını idame ediyordu.Ekonomik sebeplerden dolayı 1973 yılında çalışmak için Almanya’ya gitmek zorunda kalır. Ama ne çare, gurbetlik canına tak eder. O bir kere halkına ve icra ettiği sanatına sevdalı. Bunu icra edecek tek yer de memleketidir.
İstanbul’da HEP’in (Halkın Emek Partisi) 1991 yılında tertiplediği Newroz kutlamasına Dengbej Husêno da katılarak sahneye çıkar, 30 binden fazla bir kitleye kılamlarıyla seslenir. Halkın büyük bir ilgisini çeker ve bu durum onu çok duygulandırır.

Husêno’nun sesi ve kılamlarının içeriği
Husênê Mûşî’nin sesi hem güçlü hem de yüksek bir perdeye sahipti. O çığırdığı zaman bir çan sesi bıraklığındaki bir sesle insanı sarmalıyordu. Doyumsuz olan sesi, insanı alıp o güzelim cografyalarda gezdirirdi.
Söylediği bütün parçalarda, insan yaşamına dair ne varsa bulmak mümkün. Aşk, sevgi, yiğitlik, savaş vs. O bunlarla da yetinmemiş, Kürtler’in önde gelen liderleri üzerine de ağıtlar yakmıştır.Şeyh Sait üzerine söylediği ‘Mîrê Min’ türküsü gibi.
Halkın sanatçısı tavrıyla bir duruş sergilemiş ve kendi halkının sorunlarına kayıtsız kalmamıştır.Irak Kürdistan’ında Mele Mustafa Barzanî’nin öncülüğünde faşist Irak Baas rejimine karşı yapılan efsanevi mücadele üzerine de eserler yapmıştır.Diğer taraftan o dönemde İran’daki Kürtler’in lideri Simkoyê Şikakî’nin İran merkezi hükümetine karşı sergilediği yiğitliğini de unutmamış,onun mücadelesine ithafen besteler yapmaktan da geri durmamıştır.Hele halk arasında çok yaygınlaşmış olan ‘Kilama Mala Seydo’ koçaklaması bir şaheserdir.
Husêno, tıpkı ustadı Evdalê Zeynikê gibi gücü yettiğince bu dengbêjlik kurumu için yeni adaylar yetiştirir. Ailesinde kendisi ve babasının dışında, diğer aile bireylerinde de bu sanatı icra edenler var. Kardeşi Xalid ve Xalid’in oğlu Şemsedîn, Behcet, oğlu Cahid ve kardeşinin oğlu Delîl Dîlanar. İşte karşımızda tek başına bir dengbêjlik kurumu. Bu dengbêjlerin her biri ise kendi uslup ve tarzına sahip olarak, bu köklü Kürt müzik sanatını icra etmeye devam ediyorlar.

Vefatı
Çağımızın dengbêjlik geleneğinin önemli temsilcilerinden Husêno,1998 yılında hayat arkadaşını, can dostunu, beraber hayatın acı ve tatlı anlarını yaşadığı Dilber’ini kaybeder. Bu olay onu derinden etkiler ve büyük bir acı ve üzüntüye neden olur.1998 yılının sonlarına doğru, Husênê Orginosî ani kalp felcinden ötürü yere yıkılır.İki buçuk yıla yakın bir süre, yataktan çıkmaz olur. Halk o mücevher değerindeki sesten mahrum kalır. Bir ses sanatçısı için en büyük kayıp sesidir desek yeridir.
Dengbêj Husêno dermansız bir derde yakalanmıştır artık. Kara haberi de fazla gecikmez, 2001’in Nisan ayının 8’inde sevenlerine ulaşır.Uzun yıllar boyunca berak ve pürüzsüz sesiyle herkesin gönlünde taht kurmuş olan Husêno kendi köyü Orginos’ta ki evinde yaşama gözlerini yumar ve bu dünyadan göç eder.Evdalê Zeynikê ekolunun seçkin ustadlarından olan bu dengbêjimizin naaşı Orginos’ta büyük bir merasimle toprağa verilir.
O fiziki olarak aramızda ayrıldı ama, sesi ve sanatı bu dünyada kalıcı oldu.Bu yapımda ölümsüz dengbêjimizin sesi yeğeni ve genç kuşak sanatçılarımız içinde umut vaat eden Delîl Dîlanar ile düet olarak buluşuyor.
İşte; eski, köklü, soylu ve klasik bir değerimizin yeni ve genç kuşak ile buluşması…


Aynur DoÄŸandan ‘Yeni Sayfa’

Aynur DoÄŸan’ı geçen yıl çıkardığı “Keçe Kurdan” albümü ile tanıdık. Sonra Yavuz Turgul’un “Gönül Yarası” filminde söylediÄŸi Kürtçe parça, “Darhejiroke/İncir AÄŸacı” ile daha da arttı ünü. Ardından Fatih Akın’ın “İstanbul Hatırası/Köprüyü Geçmek” filminde “Ahmedo”yu seslendirdi. Bütün bunlar olurken, “Kürt kızlarını daÄŸa çıkmaya teÅŸvik ettiÄŸi” gerekçesiyle “Keçe Kurdan” albümü Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından toplatıldı, ancak Eylül’de karar kaldırıldı. Aynur bütün bu kargaÅŸanın arasında, hep müzikle ilgilendi, çünkü tek isteÄŸi huzur ve ona göre müzik bunun en iyi yolu. O yüzden de çok beklemeden ikinci albümü, “Nûpel-Yeni Sayfa”yı çıkardı. Bu müzikal anlamda açılmış bir sayfa, “Birinci albüm tanınmamı saÄŸladı. Nûpel ile bir konsepte ulaÅŸmayı hedefliyorum. O yüzden de geleneksel ezgiler daha fazla” diyor. Bu albümün “Keçe Kurdan”dan diÄŸer farkı da İran, Suriye, Irak tınılarının yer alması. Albümde bir de Türkçe parça var, “AÅŸkın Åžarabı”. Aynur ile yeni albümü üzerine konuÅŸtuk.

-Bütün röportajlarınızda sizin için yazılan bir cümle var, “Bu ses bu kızdan mı çıkıyor”…

Beni kara, kuru görünce öyle bir ses çıkarabilmemi beklemiyorlar, ama insan bir şeyleri çok etkilenerek yaşayınca oluyor (gülüyor).

-Oysa röportajlarda, televizyon programlarında konuÅŸmayı pek sevmiyorsunuz…

Evet, insan bir şeyler yaptıkça, bir şeyler yaptığına inandıkça, konuşacak malzemesi oluyor. Oysa daha yeniyim, önümde uzun bir yol var. O yüzden de henüz söyleyecek çok sözüm yok. Tabii ki herkesin söyleyecek sözü vardır, ama insanın kâmillik içinde konuşması zaman alır.

-Bir yandan da son günlerin aranan insanlarından biri oldunuz. Bu sizi korkutmuyor mu?

Çok korkutmuyor. Yaptığım şeylerin insanların dikkatini çekmesi ve konuşulması güzel, ama bu ilgi ayaklarımı yerden kesemez. Kendimi en iyi müziğimle ifade edebiliyorum. O yüzden konuşmuyor, fazla bir şey söylemiyorum.

-Müzikle tanışmanız nasıl oldu?

Müzik zaten hep vardı. Köyde büyüdüm, o dönemlerde elektrik bile yoktu, yine de herkes kendi hislerine göre bir ÅŸeyler söylüyordu. Köyden İstanbul’a gelmenin tedirginliÄŸi içinde Arif SaÄŸ’ın kursuna baÅŸladım. Müzik benim için hayatın kendisi. İnsan müzikle pek çok ÅŸeyi kırabiliyor, ulaÅŸamayacağı yerlere girebiliyor. Çünkü müzik doÄŸrudan hissiyata hitap ediyor. İnsanı en hassas yerinden vuruyor. Bazen müzisyen olmasaydım “ne olurdum?” diye düşünüyorum. Hiçbir ÅŸey bulamıyorum.

-Neydi kırdıklarınız, kırmak istedikleriniz?

Mesela, dünyada savaÅŸ olmasın, kan dursun, ÅŸiddete hayır… Bunları sözle söylemek etkili olmuyor, oysa bir parça pek çok ÅŸeyi anlatıyor.

BİRLİKTE TÜRKÜ SÖYLEYECEĞİZ

-Bir röportajınızda “Kendi sesimi arıyorum” diyordunuz. Buldunuz mu?

Hayır, hâlâ arıyorum. Kendi sesimi, iç dünyamı ancak her şeyi, aranjörlüğü, yorumlamayı, düzenlemeyi, enstrüman seçimi benim fikirlerimle oluştuğunda bulacağım. Sonucun iyi veya kötü olması fark etmez. Zaman geçtikçe, ona doğru ilerlediğimi düşünüyorum.

-The London Times gazetesi “Türkiye’nin kültürü ve zenginlikleri” ekinin kapağında fotoÄŸrafınızı kullandı. İngiltere’de yayımlanan Folk Roots dergisinin “kapak kızı” oldunuz.

Evet (gülüyor), çok ilgi gösterdiler. Hangi dilde söylediÄŸimi bile bilmiyorlardı. Ancak sadece bize yüzünü çevirenler dinlemesin, herkese ulaÅŸalım istiyorum. Aralıkta Mikail Aslan ile Avrupa’da “Fırat’ın Tınıları” adlı turneye çıkacağız.

-Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde türkü söylemeniz bazıları için sorun oldu.

Aslında konserde herkes büyük bir zevkle dinledi. Bunu hissettim, gerek alkışlar, gerek sessizce dinlenilmesi bunun göstergesi değil mi? Hatta ağlayanlar oldu. Bu gerçeği bildikten sonra, konuşulanlar beni çok ilgilendirmiyor. Bu tip çıkışlar olabiliyor, ama bunlar da geçer, geçeceğine inanıyorum. Hangi dilde söylediğin kaygısını gütmeden türkülerimizi hep birlikte söyleyeceğimiz günleri bekliyoruz.

-Albüm kapağında “Zorladıkça açmaya çalıştığım, açıldıkça ardı ardına kilitli bekleyen kapılara ulaÅŸmak ister gönlüm” diye yazmışsınız. Neler gördünüz açtığınız kapılarda?

İnsan kendine dönük bir savaşa, kendini anlama, iç huzuruna erme savaşına girdiğinde o kadar çok bilinmedik şey çıkıyor ki önüne, anlatmak zor. Bu uzun bir süreç zaten.

-12 yıldır İstanbul’dasınız, 10 yıldır da müzik piyasasında. Bu 10 yıl sizden neler götürdü, neler getirdi?

Getirdiklerini söyleyebilmek için henüz erken, yolun başındayım. 10 yıldır uğraşıyorum, ama her şey iki yıldır değişti. Ondan öncesi nereye başvurayım, ne yaparım, diye düşünmekle, mücadele içinde geçti. Olmayı istediğim şeyin hayatımdan kayıp gitmemesi için savaş verdiğim bir süreçti. Şimdi yavaş yavaş beni dinleyenleri, beğenenleri görünce seviniyorum. Bu başka biri olma durumu getirmiyor. Aynur hep aynı Aynur.,
Haber7.Com 27.10.2005


Bawercan Biyografi

BAWER CAN KİMDİR ?

Bawer Can, Mardin / Derik ilçesinde doğdu. İlkokul, orta ve Lise yi Derik te okuduktan sonra Üniversite sınavlarına girdi ve kazandı. Onun amacı Ögretmen olmaktı ancak Kürtçe şarkı söyledigi için ülkesinden Çukurova / Mersine sürgün edildi. Bawer Can çocuklugundan beri sanatın içindedir, Dügünlere giderdi. Ritim (Darbuka) çalar ve şarkı söylerdi. Sene 1987 de Bawer Can ve arkadaşı Turhan ile beraber Gurup Özgür (Koma Azad) isminde Müzik gurubunu kurarlar. Bir çok yerde Düğün ve konserlere çıkarlar. Gurubun ismi kısa sürede Derik sınırlarını aşıp başta Çukurova olmak üzere Türkiyenin bir çok yerine yayılır. Gurup sene 1991 yılında Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM) nin kurulmasıyla kültürel çalışmalarını orada devam eder. Sene 1994 yılında „Şemal„ isminde kaset yapar. Sene 1996 Nisanında baskı ve zulüm onu tamamiyle ülkesinden uzaklaştırır ve Avrupaya göç etmek zorunda kalır. Bawer Can Avrupada yine Müzik çalışmalarına devam ediyor, Kurduğu çok güçlü bir gurupla başta Avusturalya, Amerika, Rusya, Ermenistan, Belçika, Holanda, ingiltere, Avusturya, isvicre, isveç olmak üzere dünyanınyer yerine gider, Düğün, Şenlik ve Konser gibi programlara katılıyor. Bawer Can Söz ve Müziklerinin çoğu kendisine ait olan 1. Albümü „VEGERYA „ İsminde Kaset ve Cd yaptı , ve bütün Şarkılarına VideoKılip çekti VCD olarak pıyasaya çıktı. Bawer Can´ın daha sonra 2. Albümü „GULBIN“ İsminde Cd ve Kasetide pıyasaya çıktı 2. Albümü 19 hareketli ve hepsi folklorik parçalardan oluşmaktadır. 2. Albümünden GULBIN ve SILOCAN a VideoKlip çekmiştir. Bawer Can sene 2007 de Dem Tv de Bawer Can & Çand û Huner (Bawer Can & Kültür ve Sanat) isminde televizyon programını yaptı.


Fırat Başkale - Biyografi

Fırat Başkale (Abubekir Öztürk) 1959 (rivayete göre 60’lı yılların başları da olabilir.) Pervari de doğar. Doğuda pek görülmeyen bir durumu Öztürk ailesinde görürüz. Biri kız olmak üzere toplam iki kardeşler. Ailenin belki de en büyük özelliği seslerinin güzelliği.

DoÄŸululuÄŸun, Kürt olmanın getirdiÄŸi bütün acılar ve mutluluklar seslerinde göstermiÅŸtir kendini. Üvey baba dayağı ile kahvelerde uyumak girmiÅŸtir hayatına. Sesinin güzelliÄŸi onu okul sıralarında iken kurtarmıştır ve tembel olmasına raÄŸmen sınıflarını geçmiÅŸtir bir bir. ÇocukluÄŸun da hadi bir türkü söyle hikayesi onu bir gün hamama kadar taşır. Evine giderken ısınmak için girdiÄŸi hamamın aslında kadınlar hamamı olduÄŸunu bilmiyordu. Büyük bir ÅŸaÅŸkınlığın yaÅŸanmasına raÄŸmen kadınlar ona gözlerini kapattırarak türkü söyletip olayın keyfini çıkarmaktan da kendilerini alıkoyamazlar. Bir çok yerde baÅŸlar artık türkü söylemeye… Düğünler, sünnetler dost muabbetlerinde sesi hep aranır olur. Bakar ki artık bütün bölgeye yetiÅŸemiyor yöre de 20 tane kürtçe kaset yapar.Yöre de satılan bu albümler çok ilgi görür. Zor koÅŸullarda doldurulan bu kasetler bir gün onu yeniden hamama taşır. Bu sefer bilinçli bir gidiÅŸtir. Teyple yapılacak kayıtın ekolu olması için seçilmiÅŸtir hamam. Tas, elektro baÄŸlama ve darbuka eÅŸlik eder sesine ve kayıt tamamlanır.
Yörenin ve Xani aÅŸiretinin (Ehmede Xanî’ye dayanır) en sevilen adamı olur. Sesi ve hep çocuk kalan saf yüreÄŸiyle… Bölgede yaÅŸanan tüm acılar onun sesiyle türkülerini ve ağıtlarını dinleyen yüreklere ulaşır.
86’nın başlarında İstanbul’a Unkapanı’na gelir ve o da bilir ki yöresindeki gibi değildir herşey, orada söylemek gibi de değildir. Dönem zorlu bir dönemdir ve İstanbul’da Kürtçe söylemek zordur. Şahin Özer ile (Özer Plakçılık) ilk anlaşmayı yapar ve Türkçe türküler söyleyecektir bu albümünde. İlk albümünün çalışmaları sırasında Arif Sağ ile dostluğu başlar. Sesini çok beğenen Arif Sağ ona Fırat Başkale ismini koyar. Artık Fırat Başkale olarak devam eder yaşamına. İlk albümünden önce Arif Sağ, İlyas Salman ve Gönülden Gönül’e topluluğuyla birlikte şan tiyatrosunda İstanbul’daki ilk konserini verir. Arkasından ‘Nuran’ adındaki ilk Türkçe albümü çıkar.
87’de ‘Güneş Yine Doğacak’ adlı albümünü yine Özer Plakçılık’tan çıkarır. Bu albümle artık Fırat Başkale ismini herkes duymaya başlamıştır. Bu çalışması yakın bir tarihe kadar sıcaklığını korumuş ve epeyce satılmıştır. Bu dönemde birçok sanatçı ile ilişkileri başlamış, uzun bir süre Unkapanı’nda kendi imzası bulanan albüm çalışmaları yapmıştır.1989’ da o dönem bu kadar popüler olmasa da git gide tanınmaya başlayan Mahsun Kırmızıgül’le ‘Doğu Konserleri’ adlı albümü yaparlar. Ama ilginç olan bu konser kasetinin doğuda değil İstanbul’da verilen konserin kaydı olmasıydı. O dönemlerde kendisinden öğrendiğimize göre böyle fason konser kayıt kasetleri çokça olurmuş.
Fırat Başkale gitgide bir çok sanatçıyla ortak çalışmaya başlar, sesini birçok sanatçı dostuyla paylaşır. Ahmet Kaya ve Hasan Hüseyin Demirel ile o dönem yoğun çalışmaları olur. Ahmet Kaya bir albümünde Fırat’a solo vokal yapmasını istemiş hep, ama bunu bir türlü gerçekleştirememişler.
90 yılında Fırat Başkale’nin çok hareketli ve aynı zamanda Kürtçe söylemenin zor olduğu bir dönemde, doğuda yaptığı kasetlerin dışındaki ilk Kürtçe albümünü Ses Plak yapar. Çenê Çenê-‘Lorî’ adlı bu albümü bir haftada tam yüzbin satar ve ikinci haftasında devlet tarafından toplatılır. Albüm toplatılmasaydı kısa sürede bir milyonu bulurdu. Fırat Başkale kendi bölgesinin dışında gerek tüm ülke, gerekse yurt dışındaki tüm Kürt halkına sesini taşır. Böylelikle yurt dışı konserleri yoğunlaşmaya başlar. 90-97 yılları arasında bir ayağı ordadır artık. Bu arada kendisinin de isimlerini hatırlamadığı 8 albümü daha çıkar .Çünkü araya o kadar çok korsan kaset girmiştir ki bu yüzden hatırlayamıyor. Bu dönemin sonun da 97’de Aria Müzik’ten ‘Eman Dilo‘ adlı albümü çıkar. Asla büyümeyecek olan çocuk yüreği onu çok kere sıkıntıya sokacaktır. Çünkü bir çok kez firmalar tarafından kandırılır. Eski kaset kayıtlarından bolca karma kasetler çıkar ama, o bunları çok haha sonradan duyar.
Bu arada Fırat Başkale’ nin sesi ilk defa sinemaya aktarılan Ehmede Xanî ‘ye ait bir Kürt destanı olan Mem û Zîn’ filminde duyulur. Filmdeki duygulu sesi onu daha da çok tanıtır. Bu film Fırat’ın sesi ile özdeşleşir. Daha sonraki yıllarda Işıklar Sönmesin filminde de sesiyle yer alır.Sesi, O’nu o kadar farkedemediğimiz bir yere taşır ki popüler kültüre mal olmuş isimler arasında yer almadığı halde, ordan bir çok isim onu bilir ve albümlerini takip edip ona övgüler yağdırır. Bunların başında İbrahim Tatlıses gelir. Ona göre Fırat’ın sesi önemli bir sestir Türkiye için. Kendisi gibi Kürt sanatçılarla da güzel dostlukları vardır. Şivan Perwer, Gani Nar ve Nilüfer Akbal gibi. Özellikle yurt dışında birlikte konserler verirler. Kürt sanatçı arkadaşları arasında Beko adıyla da anılır.
Bir dönem küser biraz. Çünkü yorulmuş ve kırılmıştır. Anlaşılmadığı olmuş çoğu kez. Bu durum onu kırgın ve dağınık yaşama iter. Öfkesi kabarır, sinirlenir sonra birden hiç bir şey olmamış gibi davranabilir. Bir gülüş onu ikna etmeye yeter. İnsanları sevmek için çok şeye ihtiyaç duymaz. Düpedüz ve doğrudan sever. Dostları da onun hep bir çocuk gibi olduğuna inanır ve öyle ilişki kurarlar onunla.
Fırat Başkale kırgın geçen döneminin sonunda yeni bir kollektif çalışmanın içine girer. Bu çalışmanın içinde kurulan müzik grubunda solist olacaktır. Grup Serüvenciler olarak başlıyacaktır çalışmaya. Daha önce Kızılırmak’ ta yer alan Tuncay Akdoğan (aynı zamanda bu ortak çalışmayı başlatan ve grubun kurucusu) Zuğaşi Berepe’de yer alan müzisyen arkadaşlarıyla (ilk Lazca rock yapan grup) birlikte başlarlar serüvene. İlk orient rock denemesidir yapmak istedikleri ve zorlanmışlardır kimi zaman. Çünkü bir çoğu kendi alanlarında başarılı olmuş sanatçılardır ama tarzları birbirinden farklıdır. Ortak bir dil tutturmaları çok zor olmuştur.Zaten amaçlananda bu farklı tarzları harmanlamak, batı ve doğu ritmlerini birleştirmekti müziklerinde. Grup çalışmalarının ilk iki yılında gruba gelenler ve gidenler olur ama Fırat Başkale hep vardır. Tuncay Akdoğan ile omuzlar grubu. Bu birlikteliğe inanır çünkü. Zorlukları paylaşır ve bu serüvene devam eder. Grubun ‘Veda’adlı ilk albümünü çıkarırlar. O artık bir serüvencidir.
Son olarak Tuncay Akdoğan ile birlikte ‘Ji Nuhve’ adlı albümünü çıkarır. Bu albümde, doğduğu bölge olan Van-Hakkari yöresindeki govendler, yani halayları seslendirmiştir.


Yılmaz Güney Biyografi

Asıl adı Yılmaz Pütün’dür. 1937’de Adana’da doğan Yılmaz Pütün (Güney), lise yıllarında, bisikletiyle sinemadan sinemaya on altı milimetrelik film bobinleri taşıyarak sinemaya ilk adımını atar. Sinemaya daha yakın olabilmek için Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bırakır ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne yazılır.

Sinemaya olan sevgisini şöyle özetliyor: “Sinemayla karşılaÅŸmam 13 yaşındayken oldu. Kavgalı dövüşlü filmlerin gösterildiÄŸi fukara sinemalarına gidiyorduk. Kendimizi daha rahat hissediyorduk bu sinemalarda. Mesela bir Galatasaray Sineması vardı, çok güzeldi. Önünden geçer bakardık ama çok lükstü gitmeye korkardık. İstesek parasını verip girebilirdik. Ama ne kıyafetimizi ne de yapımızı uygun görmezdik o sinemaya.”

Yılmaz Güney oynadığı filmlerde haksızlığa uğramış halktan insanları canlandırdı. Güney, yapımcılığını, yönetmenliğini, senaryo yazarlığını ve oyunculuğunu üstlendiği Seyit Han/Toprağın Gelini (1968) filmiyle ileride kendi adıyla anılacak olan film türünü ortaya çıkardı. Bu filmde, sevdiği kıza kavuşmak için tüm kötüleri tek tek ortadan kaldıran, ama sonunda bilmeden sevgilisini de öldüren bir yalnız kahramanı canlandırıyordu. Daha sonraki dönemlerde, genellikle Spagetti Westernler ile benzerlik gösteren bazı filmlerde rol aldı; bu tür filmleri yazdı ve yönetti. Bu açıdan, Türk Sineması’nın en özgün kişilerinden biri olarak görülmektedir.

Güney, sonraki Aç kurtlar (1969), Umut (1970), Umutsuzlar (1971), Acı (1971), Ağıt (1971) gibi filmlerinde ülke gerçeklerine değinen ve ezilen insanı odak olarak alan bir anlatım geliştirdi. Yaşamı olanca gerçekliği içinde yansıtmaya çalışan bu sinema, bir yönüyle 2. Dünya Savaşı sonrasında İtalya’da gelişen Yeni Gerçekçilik Akımı’nı, bir yandan da geleneksel halk destanlarını anımsatmaktadır.

Güney, 1974’te yönettiği Arkadaş’ta ve daha sonra hapse girdiği için Şerif Gören tarafından tamamlanan Endişe`de (1974), gene hapse girdiği için sadece senaryosunu yazdığı, Şerif Gören tarafından yönetilen Yol`da (1982), ölümünden önce yurtdışında yönettiği son filmi Duvar`da (1983) kendine özgün tema ve anlatım biçimlerini geliştirerek uyguladı. Yurtdışına çıktıktan sonra kurgusunu yapıp gösterime çıkardığı Yol, 1982 Cannes Film Şenliği`nde Kayıp (Missing) adlı filmle birlikte büyük ödül olan Altın Palmiye’yi paylaşarak Türk sinemasına tarihinin en önemli ödüllerinden birini daha getirdi.

Güney 1974 yılında Yumurtalık Savcısı’nı öldürme suçundan, 18 yıla mahkum oldu. 1981 sonunda izin alarak ayrıldığı Isparta Cezaevi’ne dönmeyen Güney, daha sonra Fransa’ya sığındı. 1983’te Türk vatandaşlığından çıkarıldı. 9 Eylül 1984’te kanserden öldü ve orada toprağa verildi.


kurdishmagazin.com

Çok güzel içeriklere sahip Olan Bu güzel siteyi hazırlayan ve Önümüze koyan Kurdishmagazin.com Sitesi yöneticilerine Teşşekürlerimi sunuyorum.

Sitemizin Kürt Magazin Bölümünde ve Son Çıkan AlbümLer Bölmünde , Kaynak olarak sık sık Bu siteyi kullanmayı düşünüyorum… Kürt Magazin -  Son Çıkan Albümler Bölümündeki ÇoÄŸu Anlatımlar Bu siteden alıntı olacaktır…

Saygılarımla…

Pirozbe.com


Farqin Azad biyografi

Asıl adı YILMAZ’ dır farqin ismi silvanın eski adının olmasından dolayı sanatçı ismi olarak bu ismi kulanıyor1969 yılında silvan(meyafarqin)ın eskiköyun(pirexala)de dunyaya geldi dogduktan bır sene sonra Silvan merkezine babasının işe girmesile taşindılar.

Silvan onun yaşamında bugune gelmesindekı en buyuk etken oldu silvanın doğal guzelliği ve genelde ordaki kültürel çalışmaların yoğun olmasi bır çok kürt kurumunun orda olması ve bunların hemen her hafta konser,tiyatro,folklor v.b gibi kültürel çalışmalar yapmasi onu sanatala ilgilenmesini sağlamıştır rahmetli kürt ozanı şiyar onun Kürtçe şarkılar söylemesinde örnek olmuştur.

11 yaşına kadar silvanda kaldı babasının emekçi olmasından dolayı 1980 ihtilalile birlite metropole taşınmak zorunda kaldı ve burada ailesine ekonomık yardımda bulunmak için bir çok işte çalıştı 1989 yılında tanıştıgi üniversite öğrencılerının katkısile koma ser dilan diye bir müzik gurubu kurdu ve amatör olarak müzik yapmaya başladı 1990 yılında Kürtçe albümlerin serbest olamsından dolayi zimané kürdi zimané meye adında bir album yaptı kürtlerde kültürel kurumlaşmanın olamasile bırlıkte isatanbulda 1991 yılında açılan mezopotamaya kültür merkezınde sanatsal çalışamalarını devam etti. 1992 yılında diyarbakırda işe girmekten dolayı ailesile buraya taşında ve 1993 yılında diyarbaıkrda açılan Mezopotamya kültür merkezi şubesinde sanat çaılşmalrına tekrar başladı kısa bır sure sonrada daha önceden tanıdığı koma azad müzık gurubundaki arakadaşlarıile bu grupta profesyonel olarak çalışamalrını devam eti ve koma azad taki çalışamaları onun kürt müziğini tanıma Kürtlerin sosyal siyasal kültürel tanımada etken oldu guruptaki arkadaşların ona sureklı destek olamları ve genelde otantık bır sese sahip oldugunu ve çalışamalrını genelde bu yonde yapmasının onu daha geliştirecegını söylemesi onunda burada bır çok derleme yapmasını sagladı ve genelde guruptata söyledigi şarkılar otantık halk şarkıları olmuştur derleme çalışamlarından bır çok yoreye ait halka şarkıları derlemiştır kom müziğin cıkardıği bır çok kasete onun derlemeleri yer almıştır 1993 ile 1996 yıları arasında Diyarbakır mezopotamaya kültür merkezinde çalışmış ve 1996 yılında bu kurumun kapanmasından sonra gurup olarak istanbula taşınmak zorunda kalmışalardır bu surecte gurubun dagılmasından sonra tekrar gurubun toplanmasında etken olmuş ve Mezopotamya kültür merkezının duzenlediği bir çok programda yer almışlardır avrupanın bir çok ulkesinde konserler vermişlerdir2002 yılında tekrar diyarbakıra gurupla birlıkte taşınarak yeni açılan Dicle Fırat kültür merkezinde müzik çalışamalarını devam etmiştır halen koma azad ta solıstlık yapmaktadır 2004 yerel seçimlerinde Diyarbakır sur belediyesınde meclis üyesi olarak secıldi ve buradakı kültür sanat çalışmalrında yer aldı 2004 yılında kurulan sur belediye spor kulubu başakanlığını yaptı halen sur belediyesine bu çalışmalrını yapmatadır gurup olarak veya bıreysel bır çok konser ve festivalde yer aldi bugune kadar çıkan bir çok otantık ve koma azadın kaset ve çalışmalarında derlemeleri yer aldı genelde klasık kürt müzıği dinliyor ve eski deng bejlerin şarkilarını seviyor örnek aldiği sanatçiların başında dengbejler ,şiwan perver ,ozan şiyar koma berxwedan ,mehemet şexo,Tahsin taha ,meyrem xan ve bunlar gibi kürt sanatının gelişmesinde emekleri gecen diyer sanatçılar şu ana kadar koma azadın 1993 yılında cıkardığı şemal .2001 yılında cıkardığı buhuştamın .ve 2004 yılında cıkardiği şar adlı albumlerınde yer aldı bunun yanında sahıya strananın her iki albumunde, kom müzikin cıkarmış olduğu erivan kasetlerının bir kaçının derleme çalışmasında yer aldı halen bu çalışmalrını yapmaktadır çalışmalarını Dicle Fırat kültür merkezinde sürdürmektedir yakında solo bir album hazırlığı vardır bu albumun ilk baharda dınleyicilerinı ulaştırmayı hedeflıyor farqin azad olarak bu sitenı ismin olmasında iki sevdigi degerin bır araya gelmesinden dolayı FARQİNAZAD adını sitesine vermiştır


Dezz Deniz Biyografi

 

1983 Mardinin Midyat ilcesinde dogdum. Babam Ögretmen oldugundan ötürü Tayin´i Batman’a atanmisti ve ben de orada büyüdüm. 5 Kardesiz, ben de evin ortanca cocuguyum.O acidan üzerime cok fazla sorumluluklar düsmedi ve evin en nazlisi üzerine titrenen cocuguda ben olmadigim icin bir cok konuda rahat bir tavir alabiliyordum. Sanata olan sevdam kendimi bildim bileli var

Cocukken Balerin olmak isterdim Dans etmeyi sevdigimden ötürü, zamanla da Müzige olan ilgimin gelismesi ile birlikte kendim icin Besteler yazmaya calisir, bir gün Sanatci olabilme hayallerini kurardim. Ama o cocuk yaslar da bile icimde herzaman bir gün bunun gerceklesebilecegi umudunu tasirdim. Orta okulu bitirdikten sonra ailem ile Avrupa´ya yerlestik.Burada da ikinci bir yabancilasmanin Dili, Dini, Irki,Kültürü kalabalik ve farkli bir Ülkenin kosullarina uyum saglamakta oldukca zorluklar yasadim. Ikinci bir defa icimde uyanan yabancilasma hissini burada Cins ve Ulusal Kimligimin bilince ciktigi zamanlar algilamaya baslamistim. Iste o dönemler bazi seyleri sorgulamaya basladim kendimde. Kimdim? Neden ve nicin buraya yerlesmek zorundaydim?Kimligim ve varligim bu denli neden kabul edilemiyordu?Ölümler,Göcler,Iskenceler,Kayiplar…bu denli acilar yasayan bir halk olmak icler acisiydi.Günden güne kölelesen ve Erkek egemenliginin altinda sömürülen Kadin cinsiyisetimde ikinci bir arayisa sürükledi beni. Yaklasik 11 seneden bu yana almanya da yasiyorum. Buraya yerlestikten sonra Ögrenimime devam ettim ve Realschule den sonra diger bir ilgi alanim olan Tip bölümünde Doktor asistanligi üzerine 3 senelik Meslek egitimi aldim.Daha sonra da Seker Hastaliklari üzerine egitim gördüm.Suan da da ayni Meslekte calismaya devam ediyorum. Almanya da Ögrenim gördügüm dönemlerde Okul arkadaslarimin araciligi ile Hip Hop Kültürü ile tanistim. Ritimli bir sekilde konusarak duygu ve düsüncelerini rahatlikla dile getirebiliyorlar ve yaptiklari sokak danslari ile bütünlestiriyorlardi bunu.Diger gencler gibi benimde ilgimi oldukca cekiyordu.Bu Tarzi kendi kültürümden farkli ama bir o kadar da yakin hissediyordum kendime. Zamanla duygu ve düsüncelerim bu tarzda bütünlesmeye basladi. Besteler yaparak kendimi bende böylesi bir tarz da ifade etmeye calisiyordum. Bu tarz kendini daha iyi dile getirebilme, haksizliklara karsi cikabilecek en güzel dil,baskaldiri durusu,bir ciglik bir isyan rengidir.Sistemleri sorgular,geriliklere deginir, engellere karsi durus sergiler vs. Kendimde karar kildim ve ben de ayni sekilde böylesi gözler önünde yasanan haksizliklari sorgulayacaktim.Hem de bunu bir Bayan olarak yapabilecegimi kanitlayacaktim.Kendi dilimde özgürce dile getirebilecektim duygu ve düsüncelerimi…düsünmesi bile heyecan vericiydi. Egitim almaya,kendimi daha fazla gelistirmeye karar verdim. Ailem de müzik ile ugrasan bir tek ben vardim.Kürt Kültür ve Sanat akademisine Bati müzigi egitimi almak icin gitmistim,fakat bu yönlü bir egitim söz konusu olmadigi icin o dönemler baslatilan Sanatci yetistirme kurslarina(Ulusal Koro´ya) katildim ve orada San,Solfej,Nota egitiminin yanisira Kürt Tarihi,Kültür ve Edebiyatini daha yakindan tanima sansi elde ettim. Kurslarimiz tamamlandiktan sonra Alman okullarinda müzik egitimime devam ettim ve daha sonra Kulag´a hitap etmek kadar Göz´e de hitap etme gerekliliginin bilinciyle Hip Hop danslari üzerine özel Kurslar almaya basladim.yaklasik alti seneden bu yana Hip Hop yapiyorum. Iki sene müzik egitimi aldim.Suan San Dersleri almaya devam ediyorum ve üc seneden bu yana da Hip Hop danslari üzerine egitim almaya devam ediyorum. Suan bir de Albüm Calismalarima basladim.Kendim Kürtce ve Türkce Besteler yaziyorum. Derledigim iyi icerikli Kürtce Besteler de var.Albümde Kürtcenin Kurmanci lehcesi agirlikli olmak üzere; yabanci diller arasinda da biri Türkce, biride Almanca olacak bir Besteye yer verecegim.Daha cok Toplumsal,Güncel,Politik sorunlara deginecek Costururken ve Hüzünlendirirken bile düsünmeye sevk edecegim.Bu sene sizlerle bulusacak olan Albümümün amerikan-otantik müziklerin sentezi agirlikli olmasina da önem gösterecegim. ” Mikrofon Silahim,Bestelerim Kursun olacak!”


|
Video klipler; Youtube'den çekilmiştir, Yasal sorumlulukları videoları yükleyen Şahıslara aittir. Hiç bir şekilde Yasal Sorumluluk kabul edilmemektedir.